Zanzibar



                                                          ZANZİBAR
 

Büyüleyici tarihi şehir Stone Town ve muhteşem beyaz kumlu plajları ile Zanzibar romantik bir kaçamak arayışında olanlar için ideal bir ada.

Tanzanya’nın doğusunda, baharat ticareti ile ün yapmış bu tropik adaya, Safari maceramız sonrası birkaç gün dinlenmek için Arusha’dan direkt uçuyoruz. Hava alanından adanın kuzeyinde bulunan otelimize varana kadar geçen bir saat yolculukta, yakınlarından geçtiğimiz köyleri ve oradaki çok mütevazı yaşamı gözlemlemek için yeteri kadar vakit buluyoruz.

Adanın en uç noktasında büyük bir balıkçı köyü olan Nungwi’de yanyana sıralanmış değişik mimarideki birbirinden lüks oteller, biraz önce önünden geçtiğimiz köylerin toprak evleri ile müthiş bir tezat içindeler. İlk bir kaç günü otelin önünden turkuvaz renkli denize girerek ve beyaz kumlu plajda palmiyelerin gölgesinde dinlenerek geçiriyoruz. 



Sabah erken saatlerde kumsalda dolaşıyor, gelgit sırasında kıyıda kalan iştiridye, yengeç ve deniz yıldızları gibi çeşitli küçük canlıları yakından inceleme imkanı buluyoruz.

Gün batımında,bir grup kadının yarım daire şeklinde bellerine kadar denize girişi ve ellerindeki su taşlarını kullanarak balıkları kıyıya yönlendirerek avlamaları görülmemiş bir güzellik sergiliyor.
Plajda dolaşırken bize hergün dalış, yunus balıkları ile yüzme, tekne gezintisi gibi çeşitli turlar satmak isteyen bir organizatörle Stone Town’a ve bir baharat plantajına gitmek için anlaşıyoruz.

 

Stone Town, geçen yüzyılın başlarına kadar dünya köle ticaretinin merkezi olarak tanınıyor. Turumuza, benim özel ilgi duyduğum, eskiden köle pazarı şimdi ise onun yerinde bulunan Angelikan kilisesini ve içindeki müzeyi ziyaret ederek başlıyoruz. Eskiden kölelerin zincire vurularak tutulduğu alçak tavanlı mahzene eğilerek girdiğimizde, dışarının bunaltıcı sıcaklığını daha yoğun hissediyoruz. O zamanlar her bölümüne 70-80 kölenin doldurulduğu iki bölümlü mahzene, sadece küçük üç delikten ışık ve hava giriyor. 4-5 kişinin zor sığdığı mahzende, rehberin anlattıklarını duydukça içimi bir sıkıntı kaplıyor Kilisenin bahçesindeki kölelik anıtının önünde içim daha da daralıyor. Zincirlerle boyunlarından birbirlerine bağlanmış köle heykelleri insanlığa ibret olması için orada sergileniyor.
Stone Town’un labirent gibi nereye çıkacağı belirsiz dar sokaklarında bir süre dolaşıyor, oradaki yaşamı izliyoruz. Afrika, Arap, Hint ve Avrupa kültürünün etkileri çeşitli yapılarda da belli oluyor. Her sokakta değişik mimaride evlere, konaklara, otellere rastlıyoruz. Birbirinden güzel ahşap oyma kapıları ile meşhur tarihi taş evlere hayranlık duyuyoruz. Rehberimize bu şehire neden “Taş Şehir” adını verdiklerini sorduğumda, sivaları dökülmeye başlamış bir evin duvarını göstererek, çok eskiden evlerin mercanlardan yapıldığını söylüyor. Gerçekten de sivaları dökülmeye başlamış bir çok evin duvarlarında mercanlar ortaya çıkmış. Stone Town, 2000 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış.

Sebze ve meyve pazarını dolaşıyor, değişik balıkları görmek için balık haline de girmeden yapamıyoruz. Hediyelik eşyalar satan dükkanların önünden geçiyor, Rock grubu Queen’in efsanevi solisti Freddie Mercury’nin müze olarak kullanılan evine sadece dışarıdan bakıyoruz. Vaktimiz daraldığından diğer müzeleri ve Sultan’ın sarayını gezmeyi başka bir güne bırakıyoruz. Öğlen yemeğine gitmeden önce, deniz kenarında biraz dolaşıyoruz. 


Doğanın güzelliklerinden nasibini almış Zanzibar, spor ve kültürel aktivitelerin zengin olduğu bir ada. Turlarla değil de, kendi başına bazı aktivitelere katılmak isteyenler, bir yerden bir yere giderken dala-dala denilen dolmuşları kullanabilir.. Özel turlar veya uzun mesafeler için taksiler pahalı olabilir. Zanzibar halkının neredeyse tamamı müslüman. En küçük kızlar da dahil, kadınlar baştan aşağı kapalı giyiniyorlar. Kenya ve Tanzanya’da olduğu gibi Zanzibar’da da hava karardıktan sonra kadınların tek başlarına dışarıda dolaşması adet değil.
 

Öğleden sonra, adada bulunan birçok baharat plantajlarından birine uğruyoruz. Plantaj görevlilerinden, evde kullandığımız fakat nasıl üretildiğini pek azımızın bildiği tarçin, zencefil, kara biber, karanfil gibi bir çok baharatın, hangi bitkinin meyvesinden, yapraklarından veya köklerinden elde edildiğini öğreniyoruz. Tatmamız için verdikleri baharatlardan bir süre sonra ağzımızın tadı kaçsada, eğlenceli bir tur oluyor.

Otelimize dönerken bir sonra yapacağım tur için seviniyorum. Güneş batımında “dhow” denilen, geleneksel yelkenliyle denize açılmak!









 








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Japon geleneksel çalgıları, Koto ve Sho konseri

Kitabım "Japonya'da 20 yıl"

Ultra modern kent Tokyo